TÜRK EKONOMİSİNDE MÜDAHALELERİN TARİHİ

Ne oldu?

4 Aralık 1929’da, Türk parasının değerini yükseltmek için alınacak önlemlerle her yerde yerli malı kullanılmasını hedefleyen bir kararname yayımlandı. Ancak bu, Türk ekonomisinde serbest piyasaya müdahalenin ilk örneği değildi, son örneği de olmadı. Bugün de süren müdahalelerin tarihini bu dosyada izledik.

Yazar
  •  

    Tansel Erdem Yılmaz

  • Devletin ekonomiye müdahalesinde Türkiye öncesi

    Devletin iaşeye verdiği öncelik, ithalat ve ihracata karşı farklı yaklaşımlar oluşmasına sebep olmuştu. İthalat, iç piyasalardaki malların arzını artırdığı için desteklenirdi. Osmanlı’da yerli üretimi arttırmak için özel bir çaba yoktu. Bunun en önemli örneklerinden biri, Hindistan’dan ithal edilen pamuklu dokumaların yerli üretimi sekteye uğratmasına karşı devletin tepkisiz kalmasıydı.

    İhracat ise çok daha fazla kısıtlanan bir kalemdi, bir kişinin ihracat yapabilmesinin ilk şartı yerli talebi karşılayabilmesiydi. İç piyasada darlık varsa ilk olarak ihracat yasaklanırdı. Şevket Pamuk, Türkiye’nin 200 Yıllık İktisat Tarihi, S. 55

    Tanıklık / Prof Dr. Hüseyin Özel, Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü

  • Devlet ekonomiye neden müdahale eder?

    Türkiye tarihine bakarak bunu yanıtlamak mümkün. 1960’lardan 1980’lere kadar bu tür politikalar uygulandı. Nedenine gelince genel olarak birbiriyle ilişkili birkaç başlıkta açıklayabiliriz: 

    1.     Milliyetçilik/Popülizm: “Güçlü Türkiye” vs. 
    2.     Ülke parasının değerinin korunması isteği (genellikle politik güdülerle).
    3.     Döviz Kıtlığı: Dövizin kıt olduğu ülke ya da dönemlerde, “gerekli” ithalatın yapılabilmesini sağlayacak dövizin biriktirilebilmesi için bu tür politikalar izlenebilir.  
    4.   İthal İkamesi Kalkınma Stratejisi: İthalatı kademeli olarak azaltmak için önce dayanıklı tüketim malları üretiminin, sonra da giderek yatırım malları üretiminin özendirilmesi yoluyla sanayileşme sürecinin tamamlanması düşüncesine dayanır. Özellikle tüketim mallarında iç pazarın dış rekabetten korunması, ancak sanayinin girdi ihtiyacının karşılanması için de aramalı ve yatırım malları alanında daha gevşek bir koruma gerektiği için korumacılık seçici olmak zorundadır. Yüksek gümrük vergileri ile daha ağırlıklı olarak ithalat kotaları temel politika aracı olarak kullanılır.

      İkincisi, düşük faiz yoluyla ayrıcalıklı kesimlere ucuz kredi desteği verilir. Üçüncüsü de devlet, ithal ikamesinin sürdürülmesi için gerekli olan dövizi serbest rekabet koşullarına bırakmak yerine, tahsisler yoluyla dağıtımını sıkı bir biçimde kontrol eder. Stratejinin ilerleyen aşamalarında tüketim malları üretimindeki gelişmenin daha sonra ara malları ve yatırım mallarına da yaygınlaşacağı, nihai olarak da ülke kendi yatırım malları sanayiini geliştireceği gibi bir beklenti söz konusudur. Ne yazık ki sonuç pek başarılı olmadı. 

     

    Bu politikaların başarılı olması, daha çok uluslararası konjonktüre de bağlı; ülkeler arasındaki fonların hareketinin kontrol edildiği sermaye kontrollerinin varlığı durumunda bir ölçüde başarılı olabilir. Ne var ki günümüzde (küreselleşme vs.) bu politikaların başarılı olması çok mümkün değil. Asıl neden ülke içinde dövize olan talebin (özellikle ithalatı sürdürmek için) devam etmesi. 


    Bu durumda karaborsanın ortaya çıkması kaçınılmaz. Ya da ithal ikamesinde olduğu gibi “katlı kur” (örneğin ara mal ithalatı için daha düşük; tüketim malları ithalatı için daha yüksek kur benimsenmesi gibi) veya farklı kotalar gibi uygulamalar benimsenebilir (yine de bu durumda bile karaborsa ve döviz kaçakçılığının ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor). 

    Neden bu politikalarda ısrar edildiği de daha çok politik görünüyor. Bunun yanında kalkınma yaklaşımları arasındaki farklar (ve tarihsel dönemler) da etkili olabilir (örneğin 70’ler boyunca özellikle bizim gibi ülkelerde bu politikalar yaygınken, 80’lerin ardından neoliberal bir yönelime girdik. 2008 krizinin ardından da, bugünlerde yeniden sermaye kontrolleri tartışılıyor vs.).

    Devlet ekonomiye neden müdahale eder?

  • 1856

     

    Osmanlı Bankası liranın düzenlenmesinde görevli

    Osmanlı Bankası, 1870 öncesinde Osmanlı lirasıyla Avrupa para birimleri arasındaki kuru sabit tutarak, ticaret için istikrarlı bir ortam yaratmayı amaçlıyordu. Aynı zamanda altın lira ve gümüş kuruş arasındaki dalgalanmaları da dizginlemeye çalışıyordu.

    Banknot miktarını olabildiğince sınırlı tutarak yaratılan muhafazakar ortamda en mutlu kesim tüccarlar ve Avrupalı yatırımcılardı. Edhem Eldem, Osmanlı Bankası Tarihi, 1999

  • 1 Eylül 1916

    Yerli malının korunmasında ilk adımlar

    1916’da yürürlüğe giren gümrük sistemiyle ekonomide gerekli maddelere düşük, korunması gereken maddeler için ise yüksek vergiler getirildi. Bu sistem Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar kullanılacaktı.

    1 Eylül 1916

  • 1 Ekim 1929

     

    Gümrük Tarifesi Kanunu resmileşti

    1925 yılından itibaren üç yıllık hazırlık son buldu, dış etkilerden arınmış ilk gümrük kanunu 1499 sayıyla uygulanmaya başlandı. 1929 öncesi dönemde ortalama olarak mal değeri üzerinden %14,66 olan gümrük vergileri bu kanun ile ortalama %40’a kadar yükseltildi.

  • 4 Aralık 1929

    Yerli malı kullanılması isteniyor

    4 Aralık’ta, Türk parasının değerini yükseltmek için gerekli önlemler alınması ve mümkün olan her alanda yerli malı kullanılması için kararname yayınlandı.

    4 Aralık 1929

  • 20 Şubat 1930

    Yurt dışına Türk lirası çıkarmak yasak

    1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun yürürlüğe girdikten sonra yurt dışına para çıkarmak yasaklandı. Ayrıca, ticarette hileleri önlemek için denetimi arttıran 1705 sayılı Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabe ve Korunması Hakkında Kanun da aynı dönemde uygulanmaya başlandı.

  • 30 Mayıs 1942

    Dünya Savaşı’nda kıtlıktan koruma çabası

    İkinci Dünya savaşı esnasında 1941’de başlayan, ithalatı teşvik eden ihracatı ise azaltmayı amaçlayan kanunlar 1942’de ülkedeki gıda stokunu korumak için daha da genişletildi. Kontenjanların kontorlü için ihracatçı birlikleri görevlendirildi.

     

    30 Mayıs 1942

  • 7 Eylül 1946

    Çok partili rejimin ilk develüasyonu

    7 Eylül Kararları ile döviz fiyatları %50 arttırıldı, Türk ilrasının değeri düşürüldü, ihracat ve ithalat üzerindeki kontroller azaltıldı. Çok partili döneme geçilmesinin bu açıdan etkisi büyüktü.

    Develüasyon: Değer düşürme
    Develüasyon durumu, sabit döviz kuru uygulanan sistemlerde, devlet tarafından resmi döviz kurunun yükseltildiğinde, bir ülke milli parasının dış değerinin düşmüş olur. Milli paranın değeri, diğer milli paralar karşısında, satın alma gücü değerinin düşürüldüğü oranda zayıflamış olur.

  • 4 Ağustos 1958

    İktisadi İstikrar Programı devrede

    Türkiye ekonomi tarihinin ikinci develüasyonu, Beşinci Menderes Hükûmeti döneminde gerçekleşti. Bu tarihte yürürlüğe giren programla 1 Amerikan doları 2 lira 80 kuruştan, 9 liraya yükseltildi.

    4 Ağustos 1958

  • 1964

     

    Türk lirası aşırı değerleniyor

    İthal ikame stratejisiyle 1964 sonrasında enflasyonist gelişmeler lirayı aşırı değerli hale getirdi. Kur ayarlaması yapmak yerine ihracatta vergi iadesine ve tartışmalı uygulamalara gidildi.

  • 10 Ağustos 1970

    Üçüncü devalüasyon vakti

    Ödemeler dengesi bunalımından çıkamayan. Türkiye, lirayı %66.6 oranında devalüe ederek 1 dolar 15 lira seviyesine çekildi. İhracatta ise dolar fiyatı sekiz ihraç malında 12 liraya sabitlendi.

     

    10 Ağustos 1970

  • 24 Ocak 1980

    1 dolar 90 lira

    24 Ocak 1980’de Ekonomik İstikrar Tedbirleri adıyla, enflasyon oranını düşürmek maksadıyla yapılan devalüasyon ile lira %33 oranında devalüe edildi. İkincil amaç ihracatın artması ve yatırımların yükselmesiydi. Ocak 1981’de 1 dolar 102, Mayıs 1981’de ise 1 dolar 117 lira oldu.

  • 5 Nisan 1994

    İstikrar azalıyor, devalüasyon tekrarlanıyor

    5 Nisan Kararları ile lira diğer para birimlerine karşı yüzde 38 devalüe edildi. Merkez Bankası kur belirleme sisteminde değişiklik yaparak on büyük bankanın verilerinden kurlar hesaplanmaya başladı.

     

    5 Nisan 1994

  • 22 Şubat 2001

     

    Dalgalı kura geçiliyor

    Bankacılık sektörü kırılganlaşmaya ve ek rezervlerin bulunamayışı sebebiyle dalgalı kur programına geçildi. Böylece döviz kuru arz-talep koşullarıyla piyasada belirlenmeye başlandı.

  • 2003

    Özelleştirmeler hızlanıyor

    Özelleştirme uygulamaları, ekonominin gidişatında söz sahibi olmaya başladı. 1985-2002 döneminde 8 milyar dolarlık özelleştirme yapılırken 2003-2012 arasında 51,8 milyar dolarlık özelleştirme geliri elde edildi.

    2003

  • 1 Ocak 2005

    Altı sıfır artık yok

    2004’ten itibaren alınan kararlar çerçevesinde enflasyonun önüne geçebilmek, ekonomik istikrarsızlığı yenebilmek için Türk lirasından sıfır atıldı ve yeni para YTL (Yeni Türk Lirası) olarak adlandırıldı.

Kaynakça

0 cevaplar

Cevapla

Katkıda bulunmak ister misiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir