Sabahattin Ali

Sabahattin Ali Kimdir?

Sabahattin Ali, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri. Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna gibi romanları ile kültleşen yazar, yaşam hikâyesiyle Türkiye tarihinde ifade özgürlüğü adına da öne çıkıyor. Ali, Komünizm propagandası yapmaktan Atatürk’e hakaretten ve sorumlu müdürü olduğu yayınlara açılan davalardan ötürü defalarca hapis cezasına çarptırıldı. Sabahattin Ali’nin bazı eserleri 1940’dan itibaren dönemin bakanlar kurulu kararıyla yasaklandı. 1948 yılında, hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği bir dönemde Türkiye’den ayrılmak istedi ve Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü.

Yazar
  •  

    Nida Dinçtürk

  • 25 Şubat 1907

    Sabahattin Ali doğdu

    Sabahattin Ali, Edirne Vilayeti’nin Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere’de doğdu.

  • 1922

    İlk yazı ve şiirler ortaya çıkıyor

    Sabahattin Ali, 1921’de İptidai Mektebi’ni bitirdikten sonra İstanbul’daki büyük dayısının yanına gitti ve burada bir yıl kaldı. Ardından Balıkesir’e dönerek 1922-1923 ders yılının başında Balıkesir Muallim Mektebi’ne kaydoldu. Burada şiir ve hikâye deneyimlerini geliştirmeye başlayarak okulun ikinci yılında gazete ve dergilere yazılar gönderdi. Bu sırada okulun disiplinli tutumundan çok sıkıldığı için fırsat buldukça okuldan kaçıp sinema ve tiyatroya gitmeye başladı. Bunu fark eden okul müdürü Ali’yi ailesinin yanına geri göndermekle tehdit edince Sabahattin Ali intihar girişiminde bulundu.

     

    1922

  • 21 Ağustos 1927

    Yozgat yılları

    Sabahattin Ali öğretmenlik diplomasını aldı. İlk görev yeri Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokulu oldu.

  • Kasım 1928

    Ali, Almanya yolcusu

    Ali, Yozgat’ta geçirdiği bir yıllık süreden sonra İstanbul’a dönmek istedi. İstanbul’a tatile giderken Ankara Mili Eğitim Bakanlığından tanıdığı kişilere uğradı ve onlara şaka ile karışık bir şekilde Yozgat’tan ayrılmak istediğini ve geri dönmesi halinde alacaklılarının kendisini öldürme ihtimalinden bahsetti. Yetkililer ise kendisinin genç bir öğretmen olmasına dikkat çekerek onu Avrupa’ya gitmeye teşvik ettiler. Nitekim, yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti tarafından eğitim amacıyla Almanya’ya gönderildi.

     

    Kasım 1928

  • Mart 1930

    Almanya’dan dönüş

    Sabahattin Ali, Almanya’dan döndükten sonra İstanbul Yüksek Muallim Mektebi’nde yatılı okumakta olan arkadaşlarının yanında kaldı. Daha sonra bu okulun müdürünün de yardımıyla Bursa’nın Orhaneli ilçesine ilkokul öğretmeni olarak atandı.

  • Eylül 1930

    İlk soruşturma

    Gazi Terbiye Enstitüsü’nde açılan Almanca yeterlilik sınavına girdi, ardından da Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Burada komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma açıldı

     

    Eylül 1930

  • Mayıs 1931

    Tutuklu yargılanma kararı

    Mahkeme için İstanbul’a sevk edildi, iki gün sonra mahkeme tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Daha sonra soruşturmalar derinleştirildi ve kendisinin tutuklu yargılanmasına karar verildi. 9 Eylül 1931 tarihine kadar Aydın Hapishanesi’nde tutuklu kaldı.

  • 30 Eylül 1931

    Sabahattin Ali Konya’ya atandı

    Serbest kaldıktan yirmi bir gün sonra Konya Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı.

     

    30 Eylül 1931

  • 22 Aralık 1932

    Atatürk ve İnönü’yü yerdiği iddiasıyla tutuklandı

    Bir toplantıda okuduğu şiir ile Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü gibi Türk devlet yöneticilerini yerdiği iddiasıyla 22 Aralık 1932 tarihinde tekrar tutuklandı. Tutuklanmasına sebebiyet veren şiiri “Hey anavatanından ayrılmayanlar” şeklinde başlamaktaydı. Bu şiiriyle Atatürk’ü tahkir ettiği iddiasıyla Konya Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bir yıllık cezaya çarptırıldı. Fakat daha sonra davaya temyizde iki ay daha eklendi ve ceza on dört aya çıkarıldı.

  • 14 Nisan 1933

    Atatürk’e mektup

    Sabahattin Ali, Konya cezaevinden Atatürk’e suçsuz olduğunu ifade eden bir mektup yazdı.

    14 Nisan 1933

  • 29 Nisan 1933

     

    Genel aftan yararlanarak serbest kalıyor

    Memurluktan kaydı silindi. Daha sonra Konya’dan Sinop Cezaevi’ne gönderildi. Koğuştan bazı arkadaşları yazarın cezaevinde geceleri sürekli okuduğunu, gündüzleri ise bir sandık üzerinde yazı yazdığını söyledi. On ay yedi gün süren tutukluluğunun ardından Cumhuriyet’in 10. kuruluş yıl dönümü sebebiyle çıkan genel aftan yararlanarak serbest kaldı.

  • 15 Ocak 1934

    Atatürk’e kaside

    Sabahattin Ali, hapishaneden çıktıktan sonra öğretmenlik görevine dönmek için uğraştı ama Mustafa Kemal Atatürk’ü yermekten dolayı bu isteğine sıcak bakılmadı. 1934’de kendisinden Mustafa Kemal Atatürk hakkında bir kaside yazılması istendi. Bu istek doğrultusunda Ali, Varlık Dergisi’nin 15 Ocak 1934 tarihli 13’üncü sayısında yayımlanan ‘Benim Aşkım’ adlı şiiri yazdı. Fakat bu şiirinden sonra da göreve atanabilmek için bir süre daha bekletildi.

    15 Ocak 1934

  • Mayıs 1934

     

    Milli Talim ve Terbiye’ye atanış

    Sabahattin Ali, Atatürk’ten izin alınarak önce geçici olarak Orta Tedrisat Şube Müdürlüğü’ne ardından da asli olarak Milli Talim ve Terbiye’ye atandı.

  • 16 Mayıs 1935

    Aliye Hanım ile evlendi

    Sabahattin Ali ve Aliye Hanım 1932 yazında İstanbul’da eczacı Salih Başotaç’ın evinde tanıştı. İkilinin evliliğinde Başotaç ailesinin etkisi büyük oldu. Aliye Hanım’ın ailesi Sabahattin Ali’nin poliste sicil kaydının bulunduğunu gerekçe göstererek evliliğe mesafeli yaklaştı. Fakat sonradan Aliye Hanım’ın da isteği ile evliliğe izin verdiler. İkilinin nikâhları 16 Mayıs 1935 tarihinde Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde kıyıldı.

     

    16 Mayıs 1935

  • 14 Haziran 1937

    Kuyucaklı Yusuf toplatıldı

    Sabahattin Ali’nin ilk eseri olan Kuyucaklı Yusuf, yazarın 1931’de Aydın’daki cezaevinde yatarken tanıştığı Yusuf’un yaşadıklarından yola çıkılarak kaleme alındı.1931-1932 yılları arasında tamamlandığı düşünülen eser, üç cilt olarak tasarlansa da sadece bir cildi yazıldı. Romanın tamamı 9 Kasım 1936 ile 21 Ocak 1937 tarihleri arasında Tan gazetesinde tefrika edildi ve 1937’de Yeni Kitapçı tarafından basıldı. Kuyucaklı Yusuf romanı 14 Haziran 1937’de toplatılarak roman, aile hayatı ve askerlik aleyhinde olduğu gerekçesiyle mahkemeye verildi. Mahkemenin oluşturduğu bilirkişi heyetinde bulunan ünlü romancı Reşat Nuri Güntekin’in şu ifadesi dikkat çekti: “Sabahattin Ali kanaatimce son neslin hikayecilerinin en kuvvetlisidir. Ve Kuyucaklı Yusuf romanı memleketimiz ve edebiyatımızın yüzünü ağartacak kıymetli bir sanat eseridir.”

  • 30 Eylül 1937

    Filiz doğdu

    Sabahattin Ali ve Aliye Ali’nin kızları Filiz Ali dünyaya geldi.

     

    30 Eylül 1937

  • 1939

    İçimizdeki Şeytan kitabını yazdı

    Sabahattin Ali, yayımlandıktan sonra siyasi tartışmalara konu olacak ilk eseri İçimizdeki Şeytan’ı yazdı. Eser, 1940’ta yayımlandı.

  • 1940

    İçimizdeki Şeytanlar yayımlandı

    Nihal Atsız, Sabahattin Ali’nin ‘İçimizdeki Şeytan’ eserine karşılık, ‘İçimizdeki Şeytanlar’ adında, on altı sayfalık bir çalışma yayımladı. Atsız’a göre Sabahattin Ali, bu romanı ile milliyetperverliği kötülemeye ve Türkçüleri kötü göstermeye yeltenmiştir. Atsız, broşürde ayrıca Sabahattin Ali’nin Rum kökenli olduğunu ileri sürer.

     

    1940

  • 18 Aralık 1940

    Kürk Mantolu Madonna tefrikası başlıyor

    Ali, II. Dünya Savaşı öncesinde çıkarılan seferberlik sonrasında ikinci kez askere alındı ve dört ay İstanbul’da askerlik yaptı. İkinci kez askere alındığı bu dönemde Kürk Mantolu Madonna‘yı yazdı ve 18 Aralık 1940-8 Şubat 1941 tarihleri arasında Hakikat gazetesinde tefrika ettirdi.

  • 1 Nisan 1944

    Nihal Atsız’ın ‘ihbar’ mektubu

    Sabahattin Ali 1940-1943 yılları arasında çeviriler yaptı. Yine bu dönemlerde çeşitli dergilere yazılar gönderen yazar, ayrıca Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Türk Dil Kurumu ve Tercüme Odası gibi yerlerde görev yaptı. Yazar, sağ ve sol kesim tarafından birtakım eleştirilere maruz kaldı. Ülkenin sol kesimi kendisini lüks ve burjuva görünümlü yaşantısından dolayı daha radikal tavırlar almaya zorlarken, sağ kesim de sosyalist misyon yüklenmek istenen birisinin Dil Kurumu azalığı gibi görevlere getirilmesini doğru bulmuyordu. Nihal Atsız, Orhun dergisinde, 1 Nisan 1944 tarihinde Başbakan Şükrü Saracoğlu’na atfen yazdığı açık mektupta Sabahattin Ali’nin “herkesçe bilinen bir komünist olduğunu, Hasan Âli Yücel’in şahsi sempatisi yüzünden göreve getirildiğini ve daha önceden Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Ali Çetinkaya gibi isimlere hakaret ettiğini” söyleyerek yazarı vatan haini olarak niteledi ve devlet tarafından korunmasını kınadı. Bu mektup üniversite öğrencileri ve halk arasında etki uyandırdı, Nihal Atsız ise görevden alındı.

    1 Nisan 1944

  • 4 Aralık 1945

    Ali’nin çalıştığı kurumlara saldırı

    İstanbul’da çıkan komünizm karşıtı gösterilerde Sabahattin Ali’nin de faaliyet gösterdiği bazı kurumlara çeşitli saldırılar oldu.

  • 1946

    Markopaşa dergisi yılları

    Sabahattin Ali, 1946’da Ankara’dan İstanbul’a gelerek Aziz Nesin ile birlikte Markopaşa Dergisi’ni çıkardı. Markopaşa Dergisi, ilk üç sayısında tirajını artırarak yayın hayatına devam etti. Daha sonra da mizahî yönünden çok siyasî yönüyle tartışmalara neden oldu.

     

    1946

  • 2 Nisan 1946

    Sabahattin Ali Nihal Atsız’a hakaret davası açtı

    Sabahattin Ali, Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na atfen yazdığı açık mektup sonrasında Nihal Atsız’a hakaret davası açtı ve ilk duruşma 2 Nisan 1946’da yapıldı. Dava öncesinde adliye sarayı önünde toplanan ve çoğunluğu Siyasal Bilgiler ve Tıp Fakültesi öğrencisi yazarın aleyhinde gösteri yaptı. Dava görülürken içeride ve adliye önünde “İstiklâl Marşı” okundu, ortam gerilince de dava başka bir tarihe ertelendi.

    İkinci duruşmada savcı Nihal Atsız’ın Sabahattin Ali’ye vatan haini diyerek hakaret ettiğini söyledi ve cezalandırılmasını talep etti. Üçüncü duruşmada ise Nihal Atsız altı ay ceza aldı fakat “mazisinin temiz olması” ve “millî tahrik” gibi gerekçelerle bu ceza dört ay indirilerek tecil edildi.

  • 10 Eylül 1947

    Paşa Kapısı Cezaevi’nden tahliye oluyor

    İlerleyen dönemlerde Markopaşa dergisinde çıkan ve çoğu imzasız olan yazılardan ötürü derginin sorumluluğunu üstlenen Sabahattin Ali’ye davalar açıldı. Davaya konu olan yazılardan biri dışındaki yazılar Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’a aitti. Fakat derginin sorumlusu olduğu için Ali, hapis cezasına çarptırıldı. Paşa Kapısı Cezaevi’nde bir süre hapis yatan Sabahattin Ali, 10 Eylül 1947’de tahliye oldu. Yine bu dönemlerde Markopaşa kapatıldı, bunu takiben de Merhum Paşa ve Malum Paşa gazeteleri çıkartıldı.

     

    10 Eylül 1947

  • 31 Aralık 1947

    Sultanahmet Cezaevi’nden çıkışı

    İlerleyen dönemlerde yazar hakkında tekrar tutuklama kararı çıkartıldı fakat tutuklama işlemi gerçekleşmedi. Bu dönemlerde Ali Baba dergisini çıkardı ve “Sırça Köşk” adlı öyküsünü yayınladı. Bu öykü Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı, kendisi de Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. 31 Aralık 1947 tarihinde serbest kalan yazar, ekonomik sıkıntılar çekti ve Ali Baba dergisi kapatıldı.

  • Mart 1948

    Ali’nin kaçış planı

    Sabahattin Ali, Ali Baba dergisinin kapatılmasının ardından nakliyecilik yapmak istedi ve Adalet Cimcoz’un da yardımlarıyla bir kamyon aldı. Eşi Aliye Ali bu dönemler için “Yurt dışına gitmek istiyordu: İngiltere veya Fransa’ya falan” ifadelerini kullanmıştır. Niyazi Berkes’in aktardığı bilgiler Sabahattin Ali’nin Fransa’ya gitmek istediğini fakat kendisine pasaport verilmediği yönündedir. Nihayetinde Sabahattin Ali 1948 yılı Mart ayı sonlarında arabasının tamirini yaptırdı ve “Edirne’ye peynir götüreceğim” diyerek M. Ali Cimcoz’la sabah beş civarı vedalaşarak ayrıldı. Sabahattin Ali’nin Edirne’ye gitmekteki amacı peynir taşımak değil, Bulgaristan sınırını aşarak Avrupa’ya ulaşmaktı. Bulgaristan sınırını denemeden önce de Suriye sınırından kaçmak istedi fakat başarılı olamadı. Avrupa’ya kaçmak istediği dönemler ise hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği zamanlardı. Avrupa’ya kaçış için kendisine yardım edecek kişi Üsküdar Paşakapısı Cezaevi’nden Berber Hasan’dı. Berber Hasan, Sabahattin Ali’yi Ali Ertekin’le tanıştırdı. Sabahattin Ali’ye rehberlik edecek Ali Ertekin eski bir subaydı ve silah çalmak suçundan ordudan ihraç edilmişti.

    Mart 1948

  • 2 Nisan 1948

     

    Sabahattin Ali öldürüldü

    Sabahattin Ali ve Ali Ertekin tanıştıktan bir süre sonra Kırklareli’ne doğru kamyonla yol aldılar. Kamyonda ilk başta üç kişi olsalar da daha sonradan şoför Salim’i bırakıp beraber yola devam ettiler. Ali Ertekin’in Kırklareli Cumhuriyet Savcılığına verdiği ifadeye göre Sabahattin Ali’nin kendisine sınırı geçtikten sonra Bulgaristan ve Rusya’da çalışmalar yaparak Türkiye’de komünist bir ihtilal çıkaracağını söylediğini ve konuşmalarından onun kötü bir insan olduğunu düşündüğünü söyledi. Nokta dergisindeki bir röportajında ise yol boyunca Sabahattin Ali’yle tartıştıklarını ifade etti. İlerleyen vakitlerde Ertekin, Sabahattin Ali’yi kitap okuduğu sırada elindeki bir sopayla kafasına defalarca vurarak öldürdü. Öldürmesine gerekçe olarak da millî hislerini tahrik ettiğini öne sürdü. Ayrıca Ali Ertekin’in Millî İstihbarat Teşkilatı mensubu olduğu da iddia edilegeldi.

  • 16 Haziran 1948

    Sabahattin Ali’nin cesedi bulunuyor

    Ali’nin bedenini bir çoban buldu ve 16 Haziran 1948 günü jandarmaya giderek durumu bildirdi. Yapılan incelemeler sonucunda ölünün kimliği teşhis edilemedi. Bu dönemlerde İstanbul polisi Bulgaristan’a adam kaçıran bir şebekeyi yakaladı. Sabahattin Ali’yi öldüren Ali Ertekin de bu şebekenin mensubuydu ve yakalanınca Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü itiraf etti. Ali Ertekin idam cezasıyla yargılanmasına rağmen dört yılla hüküm giydi, kısa bir süre sonra da serbest kaldı. Sabahattin Ali’nin cesedi üzerinden çıkan giysilerle Ali Ertekin’in verdiği bilgiler doğrultusunda ele geçirilen eşyaları yakın çevresi tarafından teşhis ettirildi.

    Ertekin’in itirafına rağmen Sabahattin Ali’nin ölümü ile ilgili çeşitli iddialar ortaya atıldı.

    O iddialar şöyle;

    1- Sabahattin Ali, ölmedi. Öldü süsü verilerek yurt dışına kaçtı. Bulunan ceset başkasına aitti.

    2- Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken yakalandı. Kırklareli’ne getirilerek işkenceyle öldürüldü.

    3- Sabahattin Ali, kaçakçı şebekesine karşı emniyetle işbirliği yapıyordu. Sınırda çıkan çatışmada öldü.

    4- Ali Ertekin, MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) mensubuydu. Sabahattin Ali’yi milli hislerle değil, teşkilatın emriyle öldürdü.

    Bu iddialara yakın arkadaşı Aziz Nesin, şu şekilde cevap verdi; “Sabahattin Ali’yi MİT’ öldürmedi. Kişisel kusurları yüzünden ölüme gitti.”

    16 Haziran 1948

  • 27 Şubat 2010

    Sabahattin Ali’nin mezarı yok

    Ali Ertekin’in itirafına rağmen Sabahattin Ali’nin ölümü esrarını koruyor. Zira yazarın naaşı ailesine teslim edilmediği gibi, Ali’nin mezarının da nerede olduğu bilinmiyor. 27 Şubat 2010’da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyeleri, Cumartesi anneleri ve insanları, 257. kez buluştuğu Beyoğlu Galatasaray Meydanı’nda, devletinin Sabahattin Ali cinayeti için özür dilemesi çağrısında bulundu. İHD Komisyonu adına kaleme alınan basın bildirisini okuyan siyasetçi Mahmut Alınak, “Bir gün kadrim bilinirse, ismim ağza alınırsa, yerim soran olursa, benim meskenim dağlardır” diyen Sabahattin Ali’nin 62 yıl önce gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü hatırlattı.

    Dansçı Zeynep Tanbay, yazar Temel Demirer’in de katıldığı anmada Alınak, “Devlet, Sabahattin Ali’nin kaybedilmesinde sorumluluğunu kabul etmeli, kamuoyu önünde başta Ali Ailesi olmak üzere tüm toplumdan özür dilemelidir” dedi.

  • 10 Şubat 2012

    Kemal Kılıçdaroğlu: Sabahattin Ali’yi CHP öldürdü

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kanal A’ya yaptığı açıklamada, Cumhuriyet dönemiyle ilgili pek çok hata ve yanlışın olduğunu söyledi. CHP lideri “Nazım Hikmet’i kim hapse attı? Sabahattin Ali’yi kim öldürdü? CHP. Doğrulara her zaman doğru deriz ama CHP ile ilgili yanlışların da istismar edilmesi doğru değil. Biz bunu söylüyoruz” dedi.

     

    10 Şubat 2012

  • 20 Şubat 2012

    “Kılıçdaroğlu gerçeği söyledi”

    Sabahattin Ali’nin kızı, Prof. Dr. Filiz Ali, Söz Sende adlı programda gazeteci Balçiçek İlter’in sorularını yanıtladı. Kendisine Kılıçdaroğlu’nun sözleri anımsatılan Ali, şöyle cevap verdi: “Bir gerçeği dile getirdi Sayın Kılıçdaroğlu. Çünkü Sabahattin Ali 1948 yılında öldürüldü. CHP tek parti iktidarı olarak hükümetteydi. Esasında 1946’dan itibaren Demokrat Parti de vardı ama, DP’nin milletvekilleri eski CHP’liydiler zaten… Onun için bence farketmezdi. Zaten, Adnan Menderes’in ve Samet Ağaoğlu’nun sonradan Sabahattin Ali’nin öldürülmesiyle ilgili bilgi sahibi olduklarını da öğrendik… Sabahattin Ali’nin CHP iktidarı sırasında öldürüldüğü zaten bir gerçek. Kılıçdaroğlu’nun bunca sene sonra bir gerçeği dile getirmesi iyi bir şeydir.”

Kaynakça

0 cevaplar

Cevapla

Katkıda bulunmak ister misiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.