Çalışa(maya)n gazeteciler günü

Nedir?

Gazetecilerin haklarını güvence altına alan 212 sayılı kanunun çıkışından hoşlanmayan bir grup insan vardı; patronlar. Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah gazetelerinin patronları basını yeniden dizayn edecek bu düzenlemeyi boykot etmek için üç gün gazete çıkarmayacaklarını duyurunca, gazeteciler de okuyucuların haber alma hakkını korumak için 11,12,13 Ocak 1961 tarihlerinde Basın isimli kolektif bir gazete çıkardılar. Tirajı 100 bine kadar çıktı. 2021’in son gün rakamlarına göre Türkiye’nin en çok satan gazetesinin tirajı 191 bin. 60 yıl sonra bugünün en yüksek tirajının neredeyse yarısına 1961’de Basın gazetesi ulaşmıştı. Bu gazetenin Umumi Neşriyat Müdürü (Genel yayın yönetmeni) Abdi İpekçi, muhabirlerinden biri de Yaşar Kemal oldu.  

Patronların boykotuna karşı gazetecilerin çalışmayı sürdürmesiyle 10 Ocak önce Çalışan Gazeteciler Bayramı, 1971 muhtırasıyla da “Günü” ismiyle Türkiye tarihine geçti.  

Türkiye’de basın özgürlüğü

Freedom House tarafından hazırlanan basın özgürlüğü endeksine göre, 1979’da “özgür” olarak nitelenen Türkiye, bu tabloya göre 1980’den 1994’e kadar “kısmen özgür” günler geçirdi. 1994-1999 arasında ise “özgür değil” statüsünde göründü.

1999-2012 arasında yeniden “kısmen özgür” olan medya, 2013’ten sonra yeniden “özgür değil” statüsünde bulundu. 2016 yılında yapılan bir araştırmada Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Özgür Gazeteciler Cemiyeti, Disk Basın-İş, Çağdaş Gazeteciler Derneği’ne gazeteciliğin en büyük problemi soruldu. Tüm örgütlerin verdiği çeşitli yanıtlar yanında spesifik bir nokta dikkat çekiciydi; Sansür ve otosansür. Susma Platformunun sansür ve otosansür araştırmasına göre 2020 yılındaki en yüksek hak ihlali adli girişimler yoluyla gazetecilere yönelik olmuştu. Türkiye Gazeteciler  Sendikası, gazeteci işsizliğinin 2021 yılında en az yüzde 35-40 bandında kaydedildiğini açıkladı.

 

Yazar

  • Seçil Türkkan

     

  • 1939-1946

    Meslekte yalnızca patronun korunduğu günler

    Türkiye’de gazetecilik mesleğini kurumsallaştırmak için kurulan Türkiye Basın Birliği’nin faaliyetlerini ve Basın Birliği Kanunu’nun yansımalarını araştıran bir akademik makale, 1939-1946 yılları arasında gazetecilerin Basın Birliği Kanunu ile yazılı mukavele, ücretli izin ve işten çıkarıldığında tazminat alması gibi çok temel mesleki haklardan yararlanamadığını, gazete sahiplerinin keyfine göre istihdam edildiklerini belirtiyor. 

  • 1952

    Çalışma koşullarını düzenleyen ilk kanun

    Demokrat Parti (DP) CHP’li bir kısım basın çevresinin de desteğini görerek 1950’de iktidara geldi. Uzun yıllar süren CHP’li tek parti döneminde basın özgürlüğün yara aldığı anlatılıyor. DP’li Adnan Menderes’in kamuoyunda verdiği ilk imaj, basın açısından özgürlükçü olacağı yönünde oldu. Türkiye’de basın alanında çalışanların durumu ilk kez 1952’de düzenlendi. Sahiden çıkan kanun da çalışanların haklarını tanımlayarak, sendika kurma, sosyal sigortadan yararlanma, çalışanla sözleşme yapma zorunluluğu, iş anlaşmasını bozmak isteyen patronun tazminat ödemesi yönlü hükümleri barındırıyordu. (Sayfa 13) Gazete ve dergi çıkarmak için artık hükümetlerin iznine de gerek yoktu. Basın işletmeleri bu kanunla Çalışma Bakanlığı’na bağlandı. 

    1952

  • 1954

    Yeni bir kanunla, verilen özgürlük sınırlandırıldı

    Demokrat Parti’nin 1954’te meclise taşıdığı “Neşir Yoluyla veya Radyo ile İşlenecek Cürümler Hakkında Kanun Tasarısı” tartışma yarattı. Kanunun amacı, “namus, şeref veya haysiyete tecavüz edilmesi veya hakarette bulunulması veya itibar kıracak veya şöhret veya servete zarar verebilecek bir hususun isnat edilmesini” önlemekti. Bu kanunla basın özgürlüğünün sınırlandırıldığını Hıfzı Topuz anlatıyor; (Sayfa 67) Kanunla birlikte bir gazeteci bir vekilin yolsuzluk haberini yapması durumunda haklı değil, suçlu duruma düşmüş olmasına sebep veriyordu. Bu haberle birlikte o vekilin itibarını zedeliyor, şöhret ve servetine zarar vermiş oluyordu. Kanunun en ilginç özelliklerinden biri, gazeteciye ispat hakkının tanınmamasıdır. Bir gazeteci görevini kötüye kullandığını bildiği bir kişiyi haber yapmak ister ve ispat yapacak elinde deliller de vardır. Fakat bu kanunla birlikte gazeteciye ispat, delil hakkı tanınmadığı için direkt suçlu konumuna düşmek zorunda bırakılmıştır. Bu kanunla birlikte basın özgürlüğü önemli bir derecede sınırlandırılmıştır.

  • 6-7 Eylül 1955

    Gazeteciler, 6-7 olaylarının sorumlusu ilan edildi

    6-7 Eylül olaylarından sonra sıkıyönetim ilan edildi ve Başbakan Menderes yaşananların sorumluluğunu gazetecilere yükledi, bir çok gazete kapatıldı. (Sayfa 68) Fakat yaşananlar sırasında yerel gazetelerden biri olan Yeni Adana’yı inceleyen bir araştırma, genel kanının aksine okuyucularını yatıştırmaya çalıştığını ortaya çıkardı.  

    10 Eylül günü sıkıyönetim komutanı Korgeneral Nurettin Aknoz, Harbiye’de bir basın toplantısı düzenleyerek basına uygulanacak yasakları sıraladı:  

    – Halkı heyecanlandıracak haberlerin yapılması yasaktır. Meclisteki görüşmeler halkı heyecanlandırabilecek nitelikteyse yazılmayacaktır. 

    – Hükümeti eleştirmek yasaktır. 

    – Sıkıyönetim çalışmalarıyla ilgili haberler yasaktır. 

    – NATO devletleriyle ilgili haberler yasaktır. 

    – Darlık, kıtlık, yokluk haberleri yazılmayacaktır. (Örneğin ekmek almak için fırın önünde bekleyen insanların resmini koymak yasaktır.)

    – 6-7 Eylül olaylarını komünistlerden başkalarının yaptığı yolunda yazı ve yorumlar yasaktır. 

    – 6-7 Eylül olaylarıyla ilgili haber ve resimler yasaktır. 

    – Magazin sayfalarında halkı heyecanlandırabilecek resim ve yazılar yasaktır. Çıplak kadın resmi basmak da yasaktır. 

    – İkinci baskı yapmak yasaktır. 

    – Kıbrıs’taki olaylarla ilgili haber yapmak ve resim yayınlamak yasaktır. 

    – Öğrenci birlikleri ve başka dernekler hakkında yapılan kovuşturmalarla ilgili haber basılamaz. 

    – Heyecan verici cinayet haberlerinin geniş biçimde yazılması yasaktır. 

    – Sıkıyönetim mahkemeleriyle ilgili haber basılamaz.

    6-7 Eylül 1955

  • 20-22 Eylül 1955

    Gazetelere süresiz ceza

    Bu tarihte sıkıyönetim komutanı tarafından yayınlanan bir bildiriyle Ulus ve Medeniyet gazetelerinin yayınlanması süresiz durdurulurken, Hürriyet, Tercüman, Hergün ve Dünya gazetelerinin çıkması 15 gün süreyle durduruldu. (Sayfa 69)  

  • 1956

    Basının sınırları kanunla çiziliyor

    Bu dönemde ilk kez “besleme basın” tabiri kullanıldı, muhalif haberlerin sansüre uğraması için pek çok önlem alındı. Bunlardan 1956 yılında “Basın yoluyla ve radyoyla işlenen suçlar” kapsamının genişletilmesi, basın tarihinde önemli bir yere sahip. Özellikle “kötü niyetle veya özel maksada dayanan yayında bulunmak” gibi yoruma açık bir maddenin bulunması basın mensuplarının işini yapmasını zorlaştırıyordu. (Sayfa 70)  

    1956

  • 26 Kasım 1957

    Bazı gazeteler ayrıcalıklandırılıyor

    Bu tarihte yayınlanan bir kararnameyle gazete ve dergilerin tek elden ithaline karar verildi. 1958 Ocak ayında yayınlanan bir kararnameyle ise ilan ve reklamların tek elden dağıtımına karar verildi. Nadir Nadi bu kararnameleri şöyle yorumluyor; 

    …Bazı gazetelerden önemli kısıntılar yapılmış, bazılarına daha müsamahalı davranılmıştır, bir kısmının ilan gelirleri ise arttırılmıştır. Özel ilanların bu şekilde dağılışı, insana ister istemez, hükümetçe basın hakkında yeni bir ceza ve mükâfat usulü denendiği hissini veriyor.” (Sayfa 71) 

  • 27 Mayıs 1960 sonrası

    Darbenin ardından basının sesi yükseliyor

    Journo’nun yazısından aktarırsak eğer, 27 Mayıs 1960’da Menderes hükûmetini deviren askeri darbeden kısa süre sonra gazeteciler, özgür ve demokratik bir basın düzeninin kurulması için taleplerini seslendirmeye başladılar. Fikir İşçileri Yasası’nın değiştirilmesi, resmi ilanların keyfi bir şekilde dağıtılmaması, gazetelere kadrolu çalışan sayısında bir alt sınır koyulması ve siyasi iktidarın kâğıt fiyatlarını basına baskı için kullanmasının engellenmesi bu taleplerin başlıcalarıydı. 

    27 Mayıs 1960 sonrası

  • 11 Kasım 1960

    Basın Forumu

    Bir araya gelen Basın Forumu, gazeteciler ve iktidar arasındaki çatışmaya bir ara yol bulmayı hedefliyordu. 12 Kasım 1960 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin ilk sayfasına da konu olan haber, Milli Birlik Komitesi ve basın mensuplarının bu toplantıda bir araya geldiğini anlatıyordu. Bu buluşma, ara yol bulunamadan sonuçlandı. 

  • 10 Ocak 1961

    “Babıali ağalarına paydos”

    10 Ocak 1961 günü Cağaloğlu’ndaki Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan çıkarak Vilayet binasına doğru yürüyüşe başlayan gazetecilerin taşıdığı pankartta “Simidimiz ve Hürriyetimiz” yazıyordu. Yürüyüşün sebebi gazetecilerin yasal hakları ve çalışma koşullarını güvence altına alan 212 sayılı kanunun çıkışını protesto etmek için yayın yapmayı durduran 9 gazete patronunu protesto etmekti. Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah patronları 212 sayılı yasa ve Basın İlan Kurumu’nun oluşmasına ilişkin 195 sayılı yasanın mesleki sakıncalar doğuracağını iddia eden bir ortak bildiriye imza attı ve gazetelerini üç gün kapadıklarını duyurdu. 

    Aynı gün gazetecilerin kanunu yürürlüğe girmişti. 

    Dokuz gazetenin yazı işleri müdürü, ortak bir bildiri ile boykota katılmadıklarını duyurdu. Yazı işleri müdürlerinin ortak bildirisinde şu görüşlere yer verildi:

    1- Gazetelerimizin kapatılması konusunda patronlarımız tarafından alınan kararı asla tasvip etmiyoruz.

    2- Bu karara mesnet olarak gösterilen basınla ilgili kanunların patronlar tarafından belirtildiği şekilde ‘basının emsali görülmemiş bir tehlikenin içine aldığı,’ ‘temel hak ve hürriyetlerimizi kısıntıya soktuğu’ iddiasına iştirak etmiyoruz.

    3- Bu kanunlardan basında çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetleri düzenleyen ‘fikir işçileri kanunu’ sosyal adaletin gerçekleşmesinden başka bir netice sağlamayacak, hak ve hürriyetimizi kısmayıp bilakis garanti altına alacaktır.

    Gazete sahipleriyle çalışanlar arasındaki arabuluculuk çabaları netice vermedi. Patronlara boyun eğmeyen gazeteciler, sendikanın liderliğinde ve zor şartlar altında Basın gazetesini çıkarmayı başardılar. Bu gazetenin künyesinde İstanbul Gazeteciler Sendikası Üyesi Selçuk Çandarlı, Umum Neşriyat Müdürü Abdi İpekçi, Sorumlu Yazı işleri Müdürü Semih Tuğrul ve teknik danışman Murat Kayahanlı yer alıyordu.

    Üçüncü gün “Allahaısmarladık” başlıklı veda yazısında ise “Çıkarken ne demiştik: ‘Üç gün sizi gazetesiz bırakmayacağız.’ Ve işte, bırakmadık” deniliyor, gelecekte gazetecilerin yasal haklarını korumak için gerekirse yine aynı yolda yürüneceği sözü veriliyordu. İlk gün gazetecilerin taşıdıkları pankartlardan birinde şu sözler yer alıyordu; Babıali ağalarına paydos! 

    10 Ocak 1961

  • 11 Ocak 1961

     

    ‘Basın’ gazetesi

    Sendika, üç günlük boykot sırasında ”Basın” adlı bir gazete yayımladı. 11 Ocak 1961 günü çıkarılmaya başlanan Basın gazetesi, o gün için 100 bin gibi önemli bir tiraja ulaştı. İlk günkü manşeti “Daima halkın hizmetindeyiz” başlığını taşıyordu.

  • 14 Ocak 1961

    10 Ocak, 10 yıllığına “Çalışan Gazeteciler Bayramı”

    Boykot, 14 Ocak 1961’de sona erdi ve gazeteler yayına başladı. İGS, başarıya sahip çıkmak amacıyla 1962 yılında “10 Ocak tarihini Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlama kararı aldı ve Park Otel’de tören düzenlendi.

    Yasanın yürürlüğe girmesiyle “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanan gün, 12 Mart 1971 Askeri Darbesi’nin ardından “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak değiştirildi.

    ‘Fikir işçilerinin yürüyüşü’nü Basın gazetesi için Yaşar Kemal haberleştirmişti. Şöyle yazıyor;

    Bu kanunun bize verdiği haklar o kadar aşırı haklar değildi. Bazı gazeteler zaten bu hakların bir kısmını fikir işçilerine tanıyorlardı. Bu öfke ne öyleyse? Belki bir kırılma, bir zinciri koparmadır bu. Sonu gelecek diye bir tereddüt mü var?

    Resmi ilan işi, fikir hürriyetini dolayısıyla kısıyor diyorlar. Bu, ona karşı bir protestodur, diyor bazıları. Fikir işçilerine karşı değildir, diyorlar. Öyleyse, açıkça bunu söyleyemezler miydi? Söyleseler, eğer fikir hürriyeti kısılıyorsa, biz onlarla birlik olur, davamızı daha güçlü yürütürdük. Açıkça, biz fikir işçilerinin haklarını koruyan kanuna karşı değiliz, diyebilirlerdi.

    Şimdi biz onlarla birlik değiliz. Onların bu hareketlerini protesto ediyoruz.

    14 Ocak 1961

  • 1961 sonrası

    Darbe sonrası özgürlük umudu

    DP iktidarının askerî bir müdahaleyle sonlandırılması basın açısından önce umutla karşılandı. DP döneminde Basın Kanununda yapılan değişikliklerle basın üzerinde kurulan baskı, gazetecileri Askerî yönetimden medet ummaya sevk etmişti. (Sayfa 342)

  • 10 Mart 1969

    AA’da TGS Grevi

    TGS’nin gazete, ajans ve diğer süreli yayınlar ve basımevlerinde toplu iş sözleşmesinin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine aldığı grev kararlarından ilki 1969’da ve temsili değeri yüksek bir kurum olan Anadolu Ajansı’nda oldu. 10 Mart 1969 günü Anadolu Ajansı İstanbul Şubesi’nde başlayan grev, sadece 8 gün sonra uzlaşma sağlanarak sona erdi. (Sayfa 50)

    10 Mart 1969

  • 17 Şubat 1971

    9 saatte sonuçlanan grev

    Toplu iş sözleşmesi sırasında anlaşma sağlanmayan Dünya Gazetesi’nde 17 Şubat 1971’de grev başladı ve 9 saat sonra başarıyla sonuçlanarak protokol imzalandı. Ancak grevden 6 ay sonra altı sendikalı işten atıldı, beş sendikalı da istifa ettirildi.(sayfa 50) 

  • 1974

    İstanbul Matbaacılık Grevi

    İstanbul matbaasında toplu sözleşme görüşmeleri sırasında işveren Türkiye Gazeteciler Sendikası yetkisine itiraz etti. 1972-1973 döneminde işyerleri ile ihtilafa gidildi, sonuçta da Yüksek Hakem Kurulu’nun kararına uyuldu. İstanbul Matbaası hakem kararının verildiği gün işyerini kapatıp lokavt ilan etti. Greve başlandı ve 25 Mart 1975’te grev uzlaşmayla sona erdi. (Sayfa 51) 

    1974

  • 1976

    Kraner Matbaası Grevi

    Bir buçuk yılı aşkın bir süre devam eden grev, 1977’de üyelerinin daha fazla zarar uğramaması adına tazminatları alarak sonlandırıldı. (Sayfa  51) 

  • 12 Ocak 1977

    Anadolu Ajansı’nda 5 günlük grev

    Ankara Merkez, Gölbaşı, İstanbul, İzmir ve Adana’da toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıkla sonuçlanınca grev başladı ve  17 Ocak 1977’de anlaşmayla sonuçlandı. (Sayfa 51) 

    12 Ocak 1977

  • 1977

    Akdeniz Haber Ajansı Grevi

    1976 yılı haziran ayında kurulan ajansın başlangıçta 5 olan sendika üyesinin 33 olması işvereni huzursuz etti. Ajansın 48 çalışanı vardı. İşveren 14 kişiyi istifaya zorladı, özellikle kadın işçileri. TGS toplu iş sözleşmesi yapmak istediğinde de, işveren toplantılara gelmemişti. Temmuz ayında grev kararı alındı. 25 Ocak 1979’da anlaşma sonucu grev sona erdi ve ajans kapandı. 

  • 1978 - 1980 arası

    Hayat Yayınları grevi

    Toplu iş sözleşmelerinde anlaşma sağlanamayınca başlayan grev, 28 şubat 1980 tarihinde anlaşmayla sona erdi. Bu tarihten sonra Hayat Yayınları kapandı.  (Sayfa 53) 

    1978 - 1980 arası

  • 1980-1983 dönemi

    Tüm grevler sonlandı, grev hakkı kısıtlandı

    Bu dönemde 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden önceki tüm grevler sonlandırıldı. 1982 Anayasasıyla Grev ve lokavt hakkı kısıtlandı. Kanunda şekil olarak var olan grevin uygulama olanağı kısıtlandı.( Sayfa 55)  

    Bu yıllardan sonra Türkiye, haklarına karşı harekete geçen bir basın yerine, daha çok savunmaya geçen bir medya görecekti.

  • 20 Temmuz 1996

    Havuz araştırması yayınlandı: Medya Havuzu gazeteciyi yuttu

    Bu dönemde budanan gazeteci hakları, gazetecilerin gündemindeydi. 

    20 Temmuz 1996

  • 19 Kasım 1996

    Basın kuruluşlarından yeni yasaya tepki

    Basınla ilgili hazırlanan yeni “tasarı taslağı” basın meslek örgütlerinin sert tepkisine neden oldu. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ziya Sonay, taslakla “Abdülhamit döneminin aratılmayacağını” vurgularken, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Nail Güreli de taslakla ilgili girişimleri, iktidarın bir süredir basına karşı yürüttüğü kampanyanın bir parçası olarak niteledi. Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi ise taslağın hükümetin programında vaat edilen “şeffaflık” ilkesine aykırı olduğunu belirtti.

  • 13 Mayıs 1997

    MİT Raporuna basın kuruluşlarından tepki

    Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), PKK, DHKP-C ve şeriatçı terör örgütleriyle ilgili raporunda bazı basın organlarını da “yasadışı” olarak değerlendirmesi, meslek örgütlerinin tepkisine neden oldu.

    13 Mayıs 1997

  • 13 Şubat 2009

     

    Basında 80 sonrası ilk grev

    13 Şubat 2009’da Sabah-ATV grubunda başlayan grev 1980 darbesinden sonra Türkiye medyasında görülen ilk grevdi. AA bu grev haberini abonelerine geçti. Akademisyen Hasan Üstün ise grevin birinci ayında yazdığı bir yazıda yönetimi Turkuaz Grubu’na ait olan Sabah-ATV’deki greve başta iktidar partisi AK Parti olmak üzere muhalefet partisi CHP’nin de sessiz kaldığını hatırlatıyor.

    TMSF’nin Sabah-ATV’ye el koyduğu dönemde 793 çalışandan 400’ünü üye kaydederek toplu sözleşme sürecini başlatan TGS, yeni işveren Turku(v)az Medya Grubu’nun toplu görüşme masasını terk etmesi üzerine grev kararı almıştı. Sabah-ATV 2008 Nisan ayında Çalık Holding tarafından 1.1 milyar dolarlık bedelle Turkuaz Medya A.Ş bünyesine geçmişti. 

    Grevin beşinci gününde grevde olan 10 kişinin işine son verildi. Gazeteciler bu dönemde yaşadıklarını bir blogda kayıt altına almaya başladı. İsimsiz yazılan blogda, grevdekilerden biri durumu şöyle anlatıyordu: “Geçen cumaya kadar göz göze gelince gülümseştiğimiz, bazen hal hatır sorduğumuz güvenlikçilerle aramızda artık “değişik” bir ilişki var. Kompleks’e giriş çıkış sırasında selam verirken tereddüt ediyorlar. Grev gözcüsü önlüğü giymemizi anlamlandıramadıkları belli oluyor. İyi insanlara benziyorlardı. Meğer komünistlermiş” mealinde bir ifade var bakışlarında.”

    Grevin temel sebebi sendikasızlaştırma çalışmalarıydı. Turkuaz grubu mahkemede çalışanların yasadışı greve çıktıklarını belirtse de mahkeme, grevcilerin yasadışı bir greve katılmadıklarına” hükmederek, işvereni her gazeteciye “12 brüt ve 4 net maaş” tazminat ödemeye mahkum etti. Çalışanlar işe iade davasını kazandı, ancak yine de işe geri alınmadılar. 

  • 2011

    İnternette sansür dönemi

    Gazeteci Hazal Özvarış yazdığı bir makalede dönemi şöyle anlatmış; Yıl 2011’e geldiğinde internette erişimi engelleme olanağı veren düzenlemelerin sayısı 10’a çıktı. Yolsuzluk tapeleri sosyal medyada çıktıktan sonra 2014’te geçirilen bir düzenlemeyle erişim engelinin tek elden ve en geç dört saat içinde uygulanması mümkün kılındı. Suç kapsamı genişletilerek katalog suçların yanı sıra özel hayatın gizliliği ve kişilik hakları ihlalleri, erişimin engellemesi kararı verilmesi için geçerli sebepler olarak görüldü. 

    2011

  • 3 Mart 2012

    Gazeteciler ANGA’yı kurdu

    Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmalarının birinci yıldönümünde tutuklu gazetecilerle dayanışmak için 3 Mart Cumartesi günü Taksim’den Galatasaray’a yürüyüş gerçekleştirme çağrısı yapıldı. Bu çağrı iki gazetecinin tutuklanmasına karşı bir araya gelen ANGA (Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları) topluluğu tarafından yapıldı. Şık ve Şener “Ergenekon terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklanmış, 1 yıl sonunda haklarında tutuksuz yargılanma kararı verilmişti. Aynı duruşmada aralarında Soner Yalçın ve Yalçın Küçük’ün de olduğu 6 kişinin tutukluluk halinin devamına karar verildi.  

  • 2 Kasım 2012

    “Ölüm haberleri yapmak istemiyoruz”

    Gazeteciler hapishanelerde devam eden açlık grevlerine karşılık yürüyüş yaptılar ve bir günlük açlık grevine girdiler. 

    2 Kasım 2012

  • 26 Temmuz 2013

     

    Gezi Parkı olayları sonrasında 59 gazeteci işsiz kaldı

    Türkiye Gazeteciler Sendikası, Gezi Parkı eylemlerinin başladığı 27 Mayıs 2013 tarihinden bu yana, en az 59 basın emekçisinin işinden olduğunu, zorunlu izne gönderilen en az 14 basın emekçisinin ise durumunun belirsizliğini koruduğunu açıkladı. Gazetecilerin Gezi Parkı eylemlerinden sonra kaçının doğrudan ya da dolaylı olarak işsizi kaldığına dair resmi bir bilanço yok ancak Basın-İş bu dönemin gazetecilerin toplu halde işten atılması yönünde bir milat olduğunu belirtiyor. 

  • 14 Şubat 2014

    Gazeteciler “Alo Fatih” eyleminde

    İnternette yayımlanan ses kayıtlarına göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Gezi eylemleri sırasında Habertürk TV’ye Fas’tan bizzat telefon etti ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını yayından kaldırttı. Gazeteciler Türkiye gündemini belirleyen bu gelişme üzerine Cağaloğlu’ndan başlayan ve baskı, sansür, otosansüre karşı yürüyüş yaptı. Twitter’da açılan ‘#MedyayaBaskıVar‘ etiketiyle 24 saat içinde 500 bin tweet atıldığı da belirtildi.

     

    14 Şubat 2014

  • 16 Aralık 2014

    “Medyanın kara yılı: 2014”

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikasının düzenlediği “Basında Davalar Yılı: 2014” başlıklı toplantıda gazetecilere en çok baskının yapıldığı yılın 2014 olduğuna dikkat çekildi. 2014 yılında gazetecilerin akreditasyon, yayın yasağı, işsizlik, gözaltı ve fiziksel saldırılarla baskı altına alınmaya çalışıldığı, sadece 17-25 Aralık süreciyle ilgili 60’ın üzerinde gazeteciye 100’ü aşkın davanın açıldığı açıklandı.

  • 3 Mayıs 2015

    Persona Non Grata belgeseli yayınlandı

    Punto24 Bağımsız Gazetecilik Platformu (P24), 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Persona non Grata yani “İstenmeyen İnsan” belgeselini kamuoyu ile paylaştı. Tuluhan Tekelioğlu’nun yönettiği Persona non Grata, yazdıkları, konuştukları veya sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlar nedeniyle işsiz kalan, istifa etmek zorunda bırakılan, gazetecilik yapamadığı gerçeğinin farkına vardığı için sektörden tamamen çıkan gazetecileri konu alıyordu. 

    Belgeseli izlemek için: https://www.dailymotion.com/video/x6hwe8z

    3 Mayıs 2015

  • 15 Ocak 2017

    ÇGD: 2016 yılında iktidar eliyle basına darbe yapıldı

    7 Haziran 2015’teki genel seçimler sonrasında Türkiye’de başlayan çatışmalı toplumsal atmosferin devamında 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi Türkiye yakın tarihinde derin bir siyasi çatlak yarattı. Girişim sonrasında çıkartılan kanun hakkında kararnameler ve OHAL koşulları birçok kurumun kapatılması ve binlerce kişinin işsiz kalmasıyla sonuçlandı. Bu fırtınadan gazeteciler ve yayın kuruluşları da nasibini almıştı. Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Merkezi’nin 15 Ocak 2017’de yayınladığı Medya İzleme Raporu – Ekim-Aralık 2016’da basın dünyasındaki bilanço şöyle özetleniyor: 3 medya mensubu öldürüldü; 80 basın mensubu tutuklandı; 299 basın mensubu gözaltına alındı; 32’si darp edildi, şiddete uğradı, tehdit edildi; 7 yabancı gazeteci sınır dışı; 2 bin 622 basın emekçisi işsiz kaldı; 5 yayın kurumuna saldırı oldu; 157 medya kurumu, 9 yayınevi ve şirket kapatıldı; 3 basın merkezine polis baskını yapıldı; 24 olay hakkında yayın yasağı kararı verildi; 20 siteye erişim engeli konulurken, bazı sitelere birden çok uygulandı;  624 basın kartı, 32 parlamento kartı iptal edildi.

  • 22 Mart 2018

    Gazetecilerden siyah çelenk

    Giresun Üniversitesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleşen üçüz bebek doğumunu haber yapmak isteyen gazetecilere izin verilmemesi üzerine gazeteciler İl Sağlık Müdürlüğü önüne gelerek siyah çelenk bıraktı.

    22 Mart 2018

  • 30 Ağustos 2018

     

    Basın İlan Kurumu İletişim Başkanı’na, İletişim Başkanı Cumhurbaşkanı’na bağlandı

    Basın İlan Kurumu’nun kuruluşunu öngören 195 sayılı yasada, “Tarafsız ve hükümetin baskısından azade olarak çalışması öngörülen kurumun ilan, kâğıt, makine ve mürekkep gibi hususlarda çalışacağı” belirtilmişti. Bu düzenlemenin gerekçesi; basını baskıcı hükümetlerin elinden kurtarmak ve besleme basın gerçeğine karşı önlem almak şeklinde açıklanıyordu. (Sayfa 341) Dokuz patronun boykot kararına neden olarak gösterilen girişimlerden biri olan  Basın İlan Kurumu, 2018’de İletişim Başkanlığı’na bağlandı. Aynı yıl İletişim Başkanlığı’nın karar ve yetkileri de bir kararnameyle belirlendi. Buna göre,  Başkan’ın görev tanımında “Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen amaç, politika ve stratejilere uygun olarak yönetir.” maddesi yer aldı. 

    Basın İlan Kurumu 2021 yılında Cumhuriyet, BirGün, Sözcü, Evrensel gibi gazetecilere 212 gün ilan kesme cezası uyguladı. 

    Bunun yanında Türkiye’de basın kartını Başbakanlığa bağlı Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü yani devlet veriyordu. 2018 sonrası (turkuaz) basın kartlarını Cumhurbaşkanlığına bağlı İletişim Başkanlığı yani yine devlet vermeye başladı.

  • 7 Temmuz 2019

    SETA’nın raporuna gazetecilerden fişleme tepkisi

    Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı tarafından hazırlanan “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” başlıklı rapor, Türkiye’deki yabancı basın çalışanı gazetecileri fişlediği nedeniyle basın örgütleri ve gazetecilerden tepki çekti. SETAV raporu “kamuya açık kaynaklardan faydalandıklarını belirterek savundu. 

    7 Temmuz 2019

  • 31 Ekim 2019

     

    Demirören’in işten çıkarmaları ve 2 yıl sonra kaybettiği dava

    Doğan Grubu tarafından 2018 yılında, 1956’da oto sanayii ile iş dünyasına giren Demirören Grubu’na satılan Hürriyet’te 31 Ekim 2019’da gazetecilerin işten çıkarıldığı haberleri medyada yer almaya başladı. Bu, gazetenin ne yönlü değişeceğine dair de ipucu verdi. Gazeteciler sendikalı oldukları için işten çıkarıldıklarını direkt söyleyemediler, ancak çıkarılan isimlerin ortak noktaları da sendikalı olmaları idi. Türkiye Gazeteciler Sendikası Hürriyet’te toplu iş sözleşmesi için yetki almak üzere oldukları sırada işten çıkarmaların yaşandığını açıkladı. 

    İki yıl süren mahkeme sürecinden sonra 23 Aralık 2021’de TGS gazetecilerin 22’sinin işe dönüş hakkı kazandığı ve 16 maaşlık tazminat hakları kazandıklarını duyurdu

  • 2019

    Sarı basın kartının rengi turkuaz oldu

    Basın kartı, 2019 yılında da basın özgürlüğüne yönelik baskının aracı haline geldi. “Sarı basın kartı” tarih olurken yeni basın kartı “turkuvaz” rengi oldu ve sonuçta 685 basın kartı iptal edildi. Yeni basın kartı için başvuran onlarca gazeteci bekletilerek kartsız bırakıldı. 

     

    2019

  • 27 Ocak 2020

     

    Gazeteciler İletişim Başkanlığı önünde eylemde

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, yüzlerce gazetecinin basın kartının iptal edilmesi kararını geri aldı. Gazeteciler ise İletişim Başkanlığı önünde eylem düzenleyerek basın kartlarının iade edilmesini istedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, toplam 894 gazetecinin basın kartının iptal edildiğini açıklamış, daha sonra bu kararı geri çekmişti.

  • 2020 Aralık

    FOX TV ve Halk TV’de sendikalı olmaya izin yok

    2020’de FOX TV, Mayıs 2021’de ise Halk TV’de çalışan gazetecilerin tercihiyle çoğunluğun sağlanmasına rağmen, işverenlerin itirazı ile yetki süreçleri yargıya taşındığını Türkiye Gazeteciler Sendikası açıkladı

    2020 Aralık

  • 14 Şubat 2021

    Sözcü Gazetesi’nin sendikal faaliyetleri engellediği belgelendi

    Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 2018 yılında örgütlenme çalışması yürüttüğü Sözcü Gazetesi’nde 2019 yılının ilk günlerinde işten atılan 3 gazetecinin sendikal örgütlenmeyi engellemek için atıldığı mahkeme tarafından onaylandı.

  • 3 Mart 2021

    Tutuklanan gazeteciler için 5 ilde eylem

    “Türkiye son 15 gün içinde yine gazeteci tutuklamaları ve yargılamalarıyla gündemde. Son 15 gün içerisinde 28 meslektaşımız gözaltına alındı, 8’i tutuklandı. Dış politikadaki gelişmeler nedeniyle gazeteciler hedef haline getirilmekte.” Bu sözler Hürriyet Gazetesi’nden kovulan gazetecilerden biri olan Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şube Başkanı Banu Tuna’nın gazeteciler adına okuduğu basın açıklamasından

    İstanbul Adalet Sarayı, Ankara Adalet Sarayı, İzmir’de Hasan Tahsin Anıtı, Adana’da Basın Anıtı ve Diyarbakır’da TGS binası önünde açıklama yaptı.

    3 Mart 2021

  • 29 Haziran 2021

     

    Gazetecilerden nefes alamıyoruz eylemi

    İstanbul Taksim’de hafta sonu düzenlenen Onur Haftası etkinliğini izleyen Agence France Press (AFP) foto muhabiri Bülent Kılıç’a uygulanan polis şiddetine karşı gazeteciler İstanbul, Ankara ve İzmir’de eylem yaptı.

    Şiddete tepki gösteren 14 basın meslek örgütü Ankara’da Abdi İpekçi Parkı’nda bir araya geldi. Açıklamada, “Gazetecilere şiddet uygulanmasını kanıksamayacağız, asla kabul etmeyeceğiz! Ellerinizi gazetecilerin üzerinden çekin! Bu ablukayı dayanışma ile kıracağız!” denildi. İstanbul’daki gazeteciler ise Cağaloğlu’ndan İstanbul Valiliği önüne yürüdü. Bu eylem için 15 meslek kuruluşu bir araya geldi. Eylem ise ismini Amerika Birleşik Devletleri’nde polis tarafından öldürülen George Floyd’un son sözlerinden aldı. 

  • 12 Ekim 2021

    AFP’de sendika ve işveren uzlaştı

    Türkiye’de patronajı yurtdışında olan medya kurumlarında çalışanların hak mücadelelerinin sonucunu nispeten hızlı aldıklarını söylemek mümkün. Bunun örneklerinden biri, Agence France Press Türkiye. Eylül ayında gerçek enflasyonun yüzde 30’u geçtiği bir tabloda çalışanlara yüzde 11’lik zam teklif edilmesi sonucunda greve çıkacaklarını duyuran TGS, bu çağrıdan bir ay sonra sendika ve işverenin anlaştığını duyurdu. Çalışanlara yüzde 16 zam yapılması, yemek kartının 700 TL olması, özel sağlık sigortası ve her yıl bir maaş ikramiye, üzerine anlaşılan hakları oluşturuyor.

    12 Ekim 2021

  • 30 Kasım 2021

     

    Gazetecilerden Cumhuriyet Gazetesi önünde eylem

    Vakfın kararıyla 8 gazetecinin işten çıkarılmasının ardından Cumhuriyet gazetesi önünde eylem yapıldı.

  • 21 Aralık 2021

    “Sarıkaya’nın tüm görevleri sona erdirilmelidir”

    DİSK Basın İş’in çağrısı üzerine çok sayıda gazeteci “Basın emekçisine atılan tokada sessiz kalmıyoruz” yazılı pankart açarak Habertürk binası önünde buluştu.

    Protestonun gerekçesi şöyle açıklandı; Habertürk TV Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya’nın, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkanı Fatma Şahin’in konuk ettiği canlı yayın sırasında, İHA Gaziantep kameramanı Ahmet Demir’i tokatlaması nedeniyle sesimizi duyurmak için kanalın merkez ofisi önündeydik. 

     

    21 Aralık 2021

  • 2021

    Muhalif basın çalışanları da sendikalı oluyor

    Sendikal tarih açısından gazetecilerin hakları için çalışması, patronajın hüküm sürdüğü gazeteler içinde yaygın gibi gözükse de, muhalif yayın yapan medya kurumlarında da sendikal faaliyet devam ediyor. Son olarak 2021 yılında Gazete Duvar’da toplu iş sözleşmesi imzalayan TGS, önceki yıllarda BirGün, Evrensel, Bianet gibi mecralar da örgütlendi. Bu durumu da gazetecilerin haklarını korumaya devam eden sendikal faaliyetin güçlenişi, dolayısıyla bir tür meslek kazanımı olarak okumak mümkün. 

  • 5 Ocak 2022

    Basın kartı davasında bir kazanım daha

    Evrensel gazetesi Ankara temsilcisi Birkan Bulut basın kartı başvurusunu bekleten İletişim Bakanlığı’na karşı açtığı davayı kazandı. İletişim Başkanlığı, Bulut’un 2017’de yaptığı basın kartı başvurusunu, yönetmelikte yer alan tüm şartları taşımasına rağmen sürüncemede bırakmış ve yazılan dilekçelere rağmen 4 yıldır başvuruyla ilgili bir bilgilendirme yapmamıştı. 2021 Mayıs ayında Gazeteci Mustafa Sönmez yenilenmeyen sürekli basın kartı için açtığı davayı kazanmıştı. 

    5 Ocak 2022

  • 14 Ocak 2022

     

    BBC’de grev 14 Ocak’ta başlıyor

    Aralık ayını başlarında basın dünyasın için haber değeri taşıyan bir gelişme BBC Türkçe İstanbul ofisi çalışanları tarafından duyurulmuştu. Ekip, işverenle yürütülen toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin uzlaşmazlıkla sonuçlanması nedeniyle grev kararı aldığını TGS aracılığıyla duyurmuştu. Uzlaşmazlığın nedeni yine resmi enflasyonla çalışanlara yapılan zam arasındaki farktan kaynaklanıyor. BBC Türkçe servisi çalışanlarından edindiğimiz bilgiye göre BBC İstanbul bürosu, 14 Ocak’ta greve çıkmaya hazırlanıyor.

The last comment needs to be approved.
0 cevaplar

Cevapla

Katkıda bulunmak ister misiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.