Aziz Nesin’in hayatı ve siyasi mücadelesi

Kimdir?

Mehmet Nusret Nesin veya bilinen adıyla Aziz Nesin, Türk mizah yazarı. Kısa öykü, tiyatro ve şiir dallarında pek çok eser yazmıştır.

UNESCO’nun yayınladığı Index Translationum adlı dünya çeviri bibliyografyasına göre Aziz Nesin, Türkçe eser veren yazarlar arasında Orhan Pamuk, Yaşar Kemal ve Nâzım Hikmet’in ardından eserleri yabancı dillere en çok çevrilen dördüncü yazar konumundadır. Yazar 59. Hükûmet tarafından hazırlanan 100 Türk Edebiyatçısı listesinde de yer almaktadır.

Yazar

  • Hasan Teoman Bingöl

     
  • 20 Aralık 1915

     

    Aziz Nesin doğdu

    Aziz Nesin 20 Aralık 1915’te, Giresun’un Şebinkarahisar ilçesine bağlı Gölve köyünden İstanbul’a gelen ve bahçıvanlık yaparak geçimini sağlayan bir ailenin çocuğu olarak Heybeliada’da doğdu.

  • Eğitim hayatı

    1924’te Süleymaniye‘deki adı daha sonra İstanbul 7. İlkokulu olarak değiştirilecek olan “Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebinin 3. sınıfına girdi. İki yıl Darüşşafaka Lisesinde okuduktan sonra, 1935’te Kuleli Askeri Lisesini, 1937’de Ankara‘da Harp Okulunu bitirip teğmen oldu. Son olarak 1939’da Askerî Fen Okulunu bitirdi. Bu dönemde bir yandan da Güzel Sanatlar Akademisi Süsleme Bölümüne devam etti. Bir röportajında ona bu eğitim hayatının “Fikri takip” dedikleri şeyi getirdiğini belirtmiştir.

  • 1934

    Soyadı Kanunu ve Aziz Nesin?

    1934 yılında Soyadı Kanunu‘nun çıkmasıyla tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına soyadı verildi. Vatandaşların kendi soyadlarını seçebilmelerine de olanak tanıyan bu kanunla beraber Aziz Nesin, ‘Nesin’ soyadını seçti. Yazar, ‘Nesin’ soyadını tercih etmesinin sebebini şöyle anlatıyor:

    “1934 yılında Soyadı Kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendisine soyadını kendisi seçtiği için, insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı.

    Dünyanın en cimrileri “Eli açık”, dünyanın en korkakları “Yürekli”, dünyanın en tembelleri “Çalışkan” gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazılabilecek bir zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine “Çeviker” soyadını almıştı.

    Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılık anlatan soyadlarını kapışıyorlardı.

    Hertürlü yağmada hep sona kaldığım için, güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime “Nesin” soyadını aldım. Herkes “Nesin?” diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim, istedim.”

  • 4 Aralık 1945

    Tan Gazetesi baskını

    Aziz Nesin’in, İkinci Dünya Savaşı sırasında anti-faşist ve savaş karşıtı bir yayın politikası izleyen Tan Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptığı sırada, matbaa binası Beyazıt’tan harekete geçen bir grubun balyozlu saldırısına uğradı. Saldırgan grup, baltalarla binanın kapısını kırarak içeri girdikten sonra, matbaa makinalarına balyozlarla saldırdı. 

    Saldırgan grup Tan Gazetesi’ne saldırdıktan sonra aralarında Görüşler Kitabevi’nin de aralarında bulunduğu başka gazete, dergi ve yayınevi binalarına da saldırdılar. Yıllar sonra saldırgan grubun arasında Süleyman Demirel, Turgut Özal gibi isimlerin de bulunduğu iddia edildi. Süleyman Demirel saldırgan grubun arasında bulunduğunu itiraf etti.

     

    4 Aralık 1945

  • 25 Kasım 1946

     

    Marko Paşa

    Sabahattin Ali’nin başyazarlığını yaptığı, yazar kadrosunda Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz gibi isimlerin bulunduğu Marko Paşa dergisi yayın hayatına başladı. Dergide, dönemin politikacıları akılda kalıcı söylemlerle sert şekilde eleştirildi ve kısa sürede çok yüksek tirajlara ulaştı. Yazarlara karşı birçok dava açıldı, bazı sayıları toplatıldı ve isminde geçen ‘paşa’ ibaresinden dolayı İsmet İnönü ile dalga geçildiği gerekçesiyle dergi kapatıldı. Kapatıldıktan sonra “Merhumpaşa”, “Malumpaşa”, “7-8 Paşa”, “Hür Markopaşa” gibi isimlerle yayın hayatına devam etti. 

  • 12 Ağustos 1947

    ‘Nereye gidiyoruz?’

    Aziz Nesin, 1947 yılında, ülkeye gelen Amerikan yardımlarını eleştirdiği “Nereye Gidiyoruz?” başlıklı yazısını kaleme aldı, ancak yazı yayınlanmadı. Yazının kaleme alındığından haberdar olan Sıkıyönetim Mahkemesi, yazıyla ilgili soruşturma başlattı. Dönemin Basın Kanunu’na göre, suçun işlenebilmesi için yazılı eseri en az 2 kişinin okuması gerektiği için, matbaa çalışanlarından mürettip ve makinistin ifadelerine başvuruldu. Çalışanlar yazıyı okumadıklarını belirttikten sonra, Aziz Nesin’in Marko Paşa dergisini çıkardığı ve soruşturma sırasında Paşakapısı Cezaevi’nde bulunan yazarlar Sabahattin Ali ve Haluk Yetiş’in ifadelerine başvuruldu. Her iki yazar da yazıyı ham haliyle okuduklarını, son halinden haberdar olmadıklarını, yazının taslağından başka bir fikirleri olmadıklarını belirtti. 

    İfadeleri yeterli gören Sıkıyönetim Mahkemesi, Aziz Nesin’in 10 ay ağır hapis ve 3 ay 10 gün Bursa’da “Emniyet-i umumiye nezareti” altında bulundurulmasına karar verildi. 

    12 Ağustos 1947

  • 5 Şubat 1948

    ‘Ey Türk Faşisti’

    Tan Gazetesi baskınından 2 yıl sonra, Aziz Nesin’in baskına ithafen yazdığı ‘Ey Türk Faşisti’ başlıklı yazısı Zincirsiz Hürriyet gazetesinde yayınlandı.

  • 9 Temmuz 1948

    Başdan gazetesi

    Sürgünde bulunduğu Bursa’da 4 ay kaldıktan sonra İstanbul’a dönerek ‘Başdan’ isimli haftalık siyasi bir dergi çıkarmaya başladı. Derginin ilk sayısı 9 Temmuz 1948’de yayınlandı. 

     

    9 Temmuz 1948

  •  

    Sabahattin Ali’nin ölümü

    Aziz Nesin, Sabahattin Ali’nin ölümünü öğrenmesini, kendi kaleminden şöyle aktarıyor:

    “Sürgünde bulunduğum Bursa’dan, cezam bitmiş, İstanbul’a dönmüştüm. Bulabileceğimi sandığım her yerde Sabahattin Ali’yi aradım. Ortalarda yoktu. Sabahattin için son bilinen, taşıyıcılık yaptığı kamyonla bir yerlere gittiğiydi.

    Başdan adlı haftalık bir siyasal gazete çıkarmaya başladım. Sabahattin Ali’nin kişiliğini bildiğimden, onun bir yazısını yayımlarsam dayanamaz, ortaya çıkar diye düşündüm; Türkiye’nin neresinde olursa olsun, ya gelir ya bir haber ulaştırırdı. Markopasa’da çıkmış başyazılarından birini Baştan’da yayımladım. İkincisini yayımladım. Günler, haftalar geçti, Sabahattin’den haber çıkmadı.

    Bigün evime İstanbul Savcılığından bir çağrı yazısı geldi. Belki beni yazdığım yazılardan yine savcılığa çağırıyorlardı…

    Savcı,

    – Sizi tanıklık için çağırdık, dedi, bazı eşya göstereceğim, kimin olduğunu bilirseniz, söyleyiniz Bulgaristan sınırında, çalılar arasında biyerde bir ceset bulunmuş. Cesedin üstünden bu eşya çıkmış. Sabahattin Ali’nin olduğu sanılıyor.

    Savcının elindeki kırık gözlük camlarına baktım, gözlerim doldu.”

  • 26 Kasım 1948

    ‘Krallar İşi Azıttılar’

    Marko Paşa dergisinin 26 Kasım 1948 tarihli sayısı için kaleme aldığı, dönemin basınını gerçekleri çarpıttığı için eleştirdiği ‘Krallar İşi Azıttılar’ başlıklı yazısı yayınlandı. Yazı sonrası İngiltere, İran ve Mısır devlet başkanları, Türkiye Büyükelçilikleri aracılığıyla Aziz Nesin aleyhine dava açtı. Mahkeme, yazının İran Şahı ve Mısır Kralı’na hakaret içerdiğine karar vererek Aziz Nesin’e 6 ay hapis cezası verdi. 

    Nesin, Geriye Kalan kitabında yazı için şunları söylemiştir:

    “İngiltere, İran ve Mısır devlet başkanlarının Türkiye’deki büyükelçilikleri aracılığıyla aleyhime dava açmalarına ve İran Şahı ile Mısır Kralı’na hakaret sayılarak üçer aydan altı ay hapis yatmama neden olan bu yazıyı yazmamın amacı, Türk halkının büyük ekonomik sıkıntılar içinde bulunduğu o günlerde basınımız sürekli olarak bu üç devlet başkanının evlenmeleri, boşanmaları, çocuk yapmalarıyla uğraşarak kamuyu boş yere oyalamalarını eleştirmekti”

    26 Kasım 1948

  • 1955

     

    6-7 Eylül Pogromu ve Aziz Nesin

    İstanbul Ekspress gazetesinde yayınlanan, Atatürk’ün Selanik’teki evine bombalı saldırı yapıldığı iddia edilen haber sonrası, İstanbul’daki azınlıklara saldırılar yapıldı. Saldırılar sonrası, dönemin İstanbul merkez kumandanı ve sıkıyönetim kumandanlığı arasında geçen gizli bir yazışma, saldırıdan 61 yıl sonra ortaya çıktı. Albay Kemal Binatlı imzasıyla kaleme alınmış 22 Kasım 1915 tarihli yazıda; Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu bir grup aydının saldırılardan sorumlu olduğu iddia edildi. 

    Sıkıyönetim Mahkemesi, aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Asım Bezirci, Kemal Tahir gibi isimler hakkında dava açtı. Dava süresince tutuklu yargılanan aydınlar, Aralık 1955’te davanın beraatle sonuçlanması sonucu serbest bırakıldı. 

    Aziz Nesin, anılarında 6-7 Eylül saldırılarını şöyle anlatmıştı:

    “1955 yılı, 6-7 Eylül gecesi, zamanın hükümeti Kıbrıs konusunda Türkiye’nin duyarlılığını dünyaya göstermek için İstanbul’da el altından bir miting düzenlemişti. O miting serserilerin, ayak takımının ve yoksulların gösterisine dönüşmüş, İstanbul’un bütün baldırı çıplakları sokaklara dökülmüş ve bu mitingin yönetimi hükümetin elinden çıkarak bütün gece İstanbul, özellikle Rum, Ermeni, Yahudi evleri ve malları yağmalanmıştı. Sabah olunca hükümet ne yapacağını şaşırmış, olmayan suçluları bulma telaşına kapılmış ve suçluları bulmuştu. Benim de içinde bulunduğum 60 kadar yazar, şair, çevirmen ve aydın!.. Hepimizi askeri cezaevine tıkmış ve zamanın sıkıyönetim komutanı, ‘Bunlar salkım salkım asılacaklar!’ diye buyruğunu vermişti.”

  • 1956-1957

    İlk ödüller

    1956 yılında Fil Hamdi öyküsüyle, 1957 yılında Kazan Töreni öyküleriyle, İtalya’da düzenlenen ve 22 ülkenin katıldığı gülmece yarışmalarında Altın Palmiye ödüllerini aldı. 

    1956-1957

  • 18 Mayıs 1961

    27 Mayıs ve son tutukluluğu

    27 Mayıs darbesi sonrası, Aziz Nesin’in Tanin Gazetesi’nde yazarlık yaptığı dönemde, 18 Mayıs 1961’de sivil polislerce gözaltına alındı. Maltepe Askeri Cezaevi’nde 50 gün tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Bu, Aziz Nesin’in son tutuklanması oldu. 

  • 1972

    Nesin Vakfı resmi olarak kuruldu

    Nesin Vakfı, eğitim olanaklarından yoksun olan çocukların topluma yararlı bireyler olarak yetiştirilmesi amacıyla kuruldu. 1974’te inşaatına başlandı ve 1980 yılında ilk çocuklar alındı. Günümüzde, vakıf hala olanaklardan mahrum yüzlerce çocuğa ev sahipliği yapmaya devam ediyor. 

     

    1972

  • 4 Şubat 1974

     

    Türkiye Yazarlar Sendikası kuruldu

    Kurucuları arasında Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Leyla Erbil, Turgut Uyar, Tomris Uyar, Nihat Behramoğlu gibi isimlerin bulunduğu Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) kuruldu. Aziz Nesin, 1975-1980 yılları arasında sendikanın başkanlığını üstlendi. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra sendika kapatıldı, davalar sonucu 1987’de tekrar açıldı ve Aziz Nesin tekrardan başkanlığa seçildi. 1987-1989 yılları arası başkanlığa devam ettikten sonra görevini Oktay Akbal’a devretti. 

    1995-1999 yılları arası sendikanın başkanlık görevini üstlenen yazar Ataol Behramoğlu, bir köşe yazısında Aziz Nesin hakkında: 

    “1974 Eylülü’nde 4 yıllık yurtdışı serüveninden döndüğümde TYS kurulalı birkaç ay olmuştu. Doğal olarak hemen üyesi oldum ve bugün meslek örgütümüzün kuruluşundan bu yana üyesi olma onurunu taşıyan az sayıda kişiden biriyim. İlk başkan Yaşar Kemal’di. Sonraki başkan Aziz Nesin ise Türkiye Yazarlar Sendikası’nın gerçek anlamda yaratıcısıdır. Gerek yazarlık mesleğine ilişkin sorunlarımızın çözümü, gerek düşünce özgürlüğü alanında bitip tükenmez savaşımlarımız, gerekse başka ülkelerin yazar örgütleriyle bağlantılar konusunda ona borcumuz sonsuzdur. Aziz Nesin’in başkanlığının sanırım ikinci döneminde sendikanın genel sekreteri olmuştum. Daha sonra da onun ardından iki dönem TYS başkanı olmanın paha biçilmez onurunu yaşadım.” 

  • 15 Mayıs 1984

    Aydınlar Dilekçesi

    Yazarlar, sinema sanatçıları, tiyatro oyuncuları, gazeteciler, doktorlar ve akademisyenlerden oluşan 59 kişinin imzacısı olduğu ‘Aydınlar Dilekçesi’ yayınlandı. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından yaşanan anti-demokratik sürece dair kaygıların dile getirildiği bildiri, dilekçe halinde Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına ibraz edildi. Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne giden temsili heyet arasında Aziz Nesin de bulunuyordu. 

    Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, imzacılarla ilgili “vatan haini” ve “ahlak yoksunu” açıklamalarını yaptı ve bildiriyi imzalayan 59 kişi hakkında başlatılan soruşturma davaya dönüştü. “Sıkıyönetim yasaklarına aykırı olarak bildiri dağıtmak” suçundan Ankara 1 no.lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülen, 18 Ağustos 1984 tarihinde ilk duruşması yapılan dava, 7 Şubat 1986’da tüm sanıkların lehine sonuçlandı. 

    15 Mayıs 1984

  • 1986

    Ekmek ve Hak Dilekçesi

    Aziz Nesin’in öncülüğünde, 1980 darbesinden beri devam eden ekonomik sorunlara dair beş sayfalık bir dilekçe hazırlandı. Dilekçe imzalara açıldı ve 5 bin imzaya ulaştığında ‘Aydınlar Dilekçesi’ ile aynı yol izlenerek Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunuldu. 

    Dilekçenin ilk sayfasında geçen ifadeler:

    “Ülkemiz, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş boyutlara varan ekonomik bunalım içindedir. Özellikle 1980’den bu yana giderek artan bunalım, yaşamın tüm alanlarına yayılmıştır. Geniş halk yığınları, tüm çabalarını, günlük geçim sorunlarını çözmeye harcamakta, ekonomik bunalımın ağırlığı, yığınların yalnızca yoksullaşmasına değil, tüm toplumsal ahlâk değerlerinin çürümesine de neden olmaktadır. Rüşvet yaygınlaşmakta; fuhuş, intihar, cinnet, cinayet olayları hızla artmaktadır. Ahlâk değerlerinin çürümesi toplumu öyle sarmıştır ki, yalnızca yoksul halkımız değil, zengin ve varlıklı çocukları da bu çürümenin kıskacından kendilerini kurtaramamaktadır.

    Halk yoksulluk ve umarsızlık içerisinde kıvranırken, holding sahipleri, dünyanın en zenginleri sıralamasında ilk sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de 94 şirketli bir holdingin yıllık cirosu, Türkiye Cumhuriyeti bütçesinin beşte birini aşmıştır. Yani Türkiye’nin beş zengininin para gücü, devletin para gücünün üstündedir. Bu zenginler arasında, servetini, üç yılda 56 kat arttıranlar vardır.

    Bu açık soygun ve sömürüyü sürdürmek ve kurumsallaştırmak için, anti-demokratik yasalar ve yasadışı baskılar uygulanmaktadır. Çağdaş insanın vazgeçilmez temel hak ve özgürlükleri yok edilerek, kitleler, kişisel ve örgütsel olarak Ekmek ve Hak arama araç ve olanaklarından yoksun bırakılmaktadır.

    Ekmek ve Hak Dilekçesi, halkımızın sesidir. Halkımızın ortak katılımıyla pekişen bu görüşlerimizi ilgililere duyurmayı, bir yurtseverlik görevi sayıyoruz..” 

  • 1987

    Demokrasi Kurultayı

    12 Eylül darbesinin sivil siyaset üzerindeki etkileri devam ederken, kapatılan partiler AP, CHP, MHP ve MSP gibi partiler hala kapalıydı. Dernek ve sendika faaliyetleri yasaklıydı. Aziz Nesin ve eski TİP başkanlarından Dr. Sadun Eren öncülüğünde ve geniş bir grubun çağrısıyla bir Demokrasi Kurultayı çağrısı yapıldı. Kurultay, 1987 yılının Nisan ayı sonunda Ankara Dedeman Oteli’nin konferans salonunda toplandı. Kurultaya dönemin ünlü gazetecileri Uğur Mumcu, İlhan Selçuk gibi isimlerin yanı sıra yasaklı liderler Necmettin Erbakan ve Süleyman Demirel de katıldı. Erdal İnönü de SODEP Genel Başkanı olarak oradaydı. Kurultay sonunda kurulan Demokrasi İzleme Komitesi’nin başkanlığını Aziz Nesin üstlendi. 

    1987

  • 15 Ağustos 1989

    Aydınların Açlık Grevi

    Cezaevlerinde uygulanan 1 Ağustos Genelgesi’nin kaldırılması için mahpuslar tarafından açlık grevleri sürdürülürken, sağlık durumları kötüye giden eylemcilere destek vermek amacıyla Aziz Nesin, Mehmet Ali Aybar, Mina Urgan, Rasih Nuri İleri ve Emin Galip Sandalcı 48 saatlik açlık grevine başladılar. Açlık grevindeki aydınlar, 17 Ağustos 1989 günü Pera Palas Oteli 201 numaralı odada bir basın açıklaması yaptılar ve onları ziyarete gelen bir heyet hükümet ile görüşmeye gider. Uğraşlar sonucu 19 Ağustos 1989’da cezaevlerindeki açlık grevleri sonlandırılır. 

  • 1 Mayıs 1993

    Aydınlık Gazetesi

    Yayınlanmaya başladığı 1 Mayıs 1993 tarihinden, 27 Eylül 1993 tarihine kadar Aydınlık Gazetesi’nde başyazılar yazdı. İlk yazısında şu ifadelere yer verdi

    “Önce şunu bilmeliyiz: Yediden yetmiş yediye, herkesin gazetesi değil Aydınlık. Çünkü kendini herkese beğendirmek isteyen, sevimli görünmek için çırpınan insanın, partinin politikanın, inancın hiçbir gerçek değeri yoktur. Herkese kendini beğendirmek, hem olanaksız, hem gereksiz, hem de böyle yapanın kendisi ve karşısındaki için onur kırıcıdır. Aydınlık halkın doğrularını halka yansıtan bir gazetedir. Halk deyince, bu kapsama giren işçileri, köylüleri, emekçileri, dar gelirli memurları, esnafı ve bunların içinden sömürdüğünden çok sömürülenleri anlıyoruz. İşte bu anlamda, Aydınlık halkın gözü, halkın kulağı, halkın dili olacak ve halkın doğrularını halka bildirecek ve yorumlayacaktır. Okurlarımız bize sormalıdır: Hani halkın gözü kulağı, dili olacaktınız, hadi olun da görelim. Büyük bir çaba ve özveriyle halkın gazetesi olmaya çalışacağız, söz veriyoruz.” 

     

    1 Mayıs 1993

  • 2 Temmuz 1993

     

    Madımak olayları

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak Sivas’a geldi. Katılımcıların kaldığı Madımak Oteli önünde toplanan yüzlerce kişilik grup, “Sivas Aziz’e mezar olacak!”, “Şeytan Aziz!”, “Yaşasın Şeriat!” sloganlarıyla oteli taşlamaya başladı, ardından otelin önündeki araçlar ateşe verildi. Daha sonra tutuşturulan perdeler ve otelin alt katındaki eşyaların ateşe verilmesiyle otelde yangın başladı. Otelde bulunanlardan 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak hayatını kaybetti. Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu 51 kişi, yangından kendi olanaklarıyla ve ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdivenleriyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivende bekleyen görevli tarafından darp edilip itfaiye aracı etrafında bekleyen kalabalığın arasına doğru itildi. Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden polisler kurtardı. 

    Katliamdan sonra dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, Aziz Nesin’i şu ifadelerle hedef gösterdi: “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.”

    Aziz Nesin, o gün yaşananları kendi kaleminden şöyle aktarıyor: 

    “2 Temmuz 1993 günü, Sivas’ta 10 bin insan, sekiz buçuk saat “şeriat isteriz” diye ulumuştur. Sekiz buçuk saat, Madımak Oteli’nde kapana sıkıştırılmış gibi, biz devleti bekliyorduk. Ben bu devletin nasıl devlet olduğunu bilmeme karşın, hâlâ içimde şöyle yada böyle bir devletin bulunduğu umudu ve inancı vardı. Bu yüzden nasıl olsa kurtulacağımıza inanıyordum.”

  • 31 Mart 1994

    Recep Tayyip Erdoğan: “Aziz Nesin’in adını İstanbul’a sokmam”

    27 Mart yerel seçimlerinde İstanbul belediye başkanlığını kazanan Refah Partili Recep Tayyip Erdoğan, bazı gazetelere verdiği demeçlerde “Aziz Nesin’in adını İstanbul’a sokmam” ifadelerini kullandı. Türkiye Yazarlar Sendikası, bir bildiri yayınlayarak Erdoğan’ı kınadı. TYS adına sendika başkanı Oktay Akbal’ın yayınladığı bildiride “Bu uygulamayı yapmaya kararlı gözüken İstanbul Belediye Başkanı RP’li Recep Tayyip Erdoğan’ın bundan 100 sene sonra isminin hatırlanacağı şüphelidir. Ancak, eminiz ki Aziz Nesin, Türk ve dünya edebiyatında yüzyıllar sonra bile yer almaya devam edecektir.” ifadelerine yer verildi. 

     

    31 Mart 1994

  • 27 Aralık 1994

    DGM, Aziz Nesin’i Madımak olaylarının baş sorumlusu ilan etti

    37 aydının Madımak Oteli‘nde yakılmasıyla ilgili Sivas davası sonuçlandı. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 22 sanığa verilen idam cezasını on beşer yıl ağır hapis cezasına çevirdi. Mahkeme, sanıkların katliamda ‘asli fail’ olmadıklarını bildirirken yazar Aziz Nesin‘i olayların baş sorumlusu ilan etti. 

    Mahkemenin kararını değerlendiren Aziz Nesin, “Asıl suçlu onları yüreklendirici yasalar yapan, kararlar çıkaran parlamento üyeleri, bakanlar, başbakanlar, hatta ses çıkarmayan cumhurbaşkanıdır. Asıl suçlu devleti temsil edenlerdir. Sivas’ta Ümraniye Çöplüğü’ndeki gibi bir çöplük patladı. Ümraniye’de patlayan fiziksel bir çöplüktü, oysa bu bir toplumsal çöplüktür. Bu çöplük Sivas’ta patladı, Taksim Meydanı’nda patladı. O çöplüğe çöp atanlar, dolduranlar hükümet üyeleridir ve o çöplük daha da patlayacaktır.” dedi 

  • 6 Temmuz 1995

    Aziz Nesin hayatını kaybetti

    Söyleşi ve imza günü için gittiği Alaçatı’da, 5 Temmuz’u 6 Temmuz’a bağlayan gece yarısı, geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti. 7 Temmuz 1995’te, vasiyeti gereği hiçbir tören yapılmayarak, Çatalca’daki Nesin Vakfı’nın bahçesine yeri belli olmayacak şekilde gömüldü.

    6 Temmuz 1995

  • 26 Aralık 1996

    Yargıtay, Aziz Nesin hakkındaki ‘vatan haini’ ithamına itirazı reddeti

    Yargıtay, 1 yıl önce hayatını kaybeden Aziz Nesin’in kendisine “Yunanlıların sosisine yağ süren vatan haini, hırsız, zimmetçi, cambazhane ibişi” diyerek hakaret ettiği gerekçesiyle yazar Ergun Göze aleyhine açtığı davayı reddeden mahkeme kararını onayladı. 

Kaynakça

0 cevaplar

Cevapla

Katkıda bulunmak ister misiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.